users online
?

Yanlış bilinen bir öyküsü var bu çizimin. Gerçeği bilenler artık o gerçeği hatırlamak istemiyor.

Gözlerinizin görmenize engel olduğu parçalardan, kapatın gözlerinizi daha iyi göreceksiniz.

İşte tam karşıda duvara yaslanmış bu planı izliyorum, sinemada doğallık budur.

Anonymous
Erkekler sanat için soyunmamış mı? Cinsiyetçi buldum. En azından oynadığı catherine breillat filmlerinden bir rocco siffredi soyunması beklerdim

Haklısın epey cinsiyetçi, catherinenin bir porno yıldızı erkeği soyması kadar cinsiyetçi. Verdiğin örnek bir Greenaway filmi olsaydı bu kez sana gönülden hak verebilirdim. Tüm yaptığım paylaşımlar içinde buna bakıp “hmm cinsiyetçi” demek yalnızca komik bir durum oluşturuyor.

  • Elimdeki tüm arşivi ücretsiz paylaşıma açtığımı daha önce yazmıştım. Şuan 1000 blu-ray filmi devirdi, ayrıca pek çok yayınevinin sinema kitaplarının PDFleri yönetmen belgeselleri de içerisinde yer almaktadır. Tekrar hatırlatayım dedim.

Gözlerinizi kapatın, zaten görecek pek bir şey yok.

Aki Kaurismaki filmlerinden eksik olanları da nihayet arşive kattım. Bresson sinemasına hakim olduktan sonra kesinlikle izlenmesi gereken bir yönetmen olduğuna inanıyorum. R W Fassbinder- Tarr gibi ard arda takip edilince tadından yenmiyor.

Vurulmuş yatıyor güzel şövalye,
Sazlar ve kamışlar içinde.
Oscar Wilde’ın bu dizeleri bende ilk okuduğum zaman kahramanlığa duyulan hayranlık duygusu, biraz üzüntü, biraz acıma uyandırmıştı. Ancak Yukio Mişima’nın itiraflarını okuduktan sonra çok farklı bir yönden bakılabileceğini de anladım. Yukio Mişima’nın kitaplarını okumak elbette ki çok büyüleyici bir dünyaya yolculuk anlamı taşıyor ancak yazarın kendisi ve hayatı daha büyüleyici bir yerde duruyor. Nedense bana Don Quijote’yi hatırlatıyor Mişima. Mişima şövalyeliği değil ama samuraylığı savunuyordu, zaten samuraylar da doğunun şövalyeleri sayılmaz mı? Ona göre Japonya kültürel değerlerinden uzaklaşmaktaydı ve buna birinin “dur” demesi gerekiyordu. Bir dövüş sanatları ustası olan Mişima Tatenokai üyeleri ile birlikte Japonya Silahlı Kuvvetleri binalarında birine girip komutanı bağladıktan sonra bir manifesto okur ve beklediği tepkinin tam tersi bir tepki alır askerlerden. Seppuku ile hayatına son veren Mişima bunu da o ince zekasıyla bir sene önceden planlamış, hatta kafasını kesmesi için görevli ismi bile belirlemiştir. Ki bu adam Seppuku sırasında daha fazla acı çekmesine neden olacaktır. Hayatını bu şekilde bir intiharla sonlandıran Mişima hakkında romanlar ve biyografiler yazılmıştır. Kendi ülkesinde aşırı muhalif bulunan Mişima dünyayı büyülemeyi başarmıştır.
Özyaşamöyküsel romanı Bir Maskenin İtirafları’nda hayatını doğduğu günden başlayarak anlatır, yazar. Çünkü iddiası odur ki; Mişima doğduğu günü hatırlamaktadır. Bunu büyüklerine kanıtlayamamıştır belki ama ben her zaman yaptığım gibi yazarın yanında yer alacak ve ona inandığımı iç rahatlığıyla söyleyeceğim. Mişima diğer erkek çocuklarından farklıdır zira “kötü alışkanlığını” ifa ederken kızları düşünmez, daha çok Yunan heykellerindeki erkek vücutları ilgisini çekmektedir.Palozzo Rosso’nun Aziz Sebastiaus tablosu onun kutsal atlasıdır sanki.

Ve ölü askerler, vücutları kanla sarmalanmış adamlar. Bu durum onu diğerlerinden ayırır ve kötü bir çocukluk geçirmesine neden olur. Ayrıca bedensel açıdan da kendini yetersiz hissetmektedir. Bunu yenmek için dövüş sanatlarına merak salar ve öldüğünde önemli bir dövüş sanatı ustasıdır. Sevdalandığı kişilere hep platonik bir bağla tutulmuştur. Bir kızla geçen ilişkisinde kendini denemiştir. Ancak kızla öpüştüğü anda o son umut ışığı da sönmüş ve artık kendini olduğu gibi kabullenme zamanı gelmiştir. O, insanlardan farklıdır, hemcinslerinden tamamen farklıdır. Dünyaya herkesten farklı bakmaktadır ancak bunu anlaması uzun sürmüştür. Mişima’nın Bir Maskenin İtirafları kitabını okuduktan sonra hemen diğer kitaplarını da sipariş etme isteği uyandı içimde. Çok doğrudan,sakınmadan, kendini gizlemeden kurduğu cümleler ona karşı bir acıma değil hayranlık duymanıza neden oluyor çünkü.Üç kez nobele aday gösterilen Mişima bu ödülü kazanamamıştır ama çok yakın arkadaşı olan ve onunla aynı kaderi paylaşarak intihar eden Yasunari Kavabata 1968 yılında bu ödülü alabilmiştir.
İnsan Olun Biraz…

Dünyada savaş kol geziyor. İPhone yeni modelini piyasaya sürerken bir çocuk göğsünden vuruldu. Jazz festivali için insanlar kuyrukta bekliyor, bir çocuk daha vuruldu. O Ses Türkiye yeni bölümü başladı, biraz önce vurulan çocuk ölmedi ancak artık yürüremeyecek, yeni model bükülebiliyormuş bu da bir sey. Sahaf festivali tam hız devam ediyor bir çocuk ailesiz kaldı, kitap fiyatları çok uygun. Devlet ailesiz kalan çocuklara sahip çıkamaz durumda bütün jüriler dönecek mi acaba. Bir çocuk üç gündür aç, üç kitabı beş liraya satıyorlar. İstiklalde yeni kafe açıldı, bir çocuk daha öldü. Daha fazla hastaneye ihtiyaç var. Çayı çok güzel yeni kafenin, hastanelerin morg kapasitesi çok az. Bir çocuk daha öldü. Bugün İstanbul güneşli. Güneşli havalarda ölüyor çocuklar , kafeler tıklım tıklım morglar da.

Devasa kapılar önünde
hayal ettim kendimi
tarih dersinden çıkmış bir çocuktum
ve bir çocuktan öğrendim dağların
kıyıya pararel uzandığını.
sigara dumanımın inadına
dikine uzandığı bir şehirde,
balkon demirlerinden çıplak ayaklarını sarkıtan bir kıza vuruldum. Dersini almış bir çocuktum.