users online
?

Yeni ev yeni düzen

Nerede kalmıştık ?

Bu yazıyı yazmaya başladığım şu anda cep telefonumun saati 09:32, bilgisayarımın saati 09:34, TRT’nin saati 09:30 ve kol saatim inadına 09:35… Allahım bu ne büyük bir azaptır, bundan bir kurtuluş yok mudur? Hangisine inanayım? Hangi saate güveneyim? Kaybettiğim bu kadar zamanın vebalinin altından nasıl kalkarım? Bu kadar büyük bir karmaşadan beni kurtaracak bir Halit Ayarcı’ya şu an bile ne kadar da ihtiyacım var!
Saat deyip geçmeyiniz efendim saatler zamanın bizimle konuşma organıdır. Onlar olmasa birçok şeyden mahrum kalırdık ya da en azından yarım yamalak yapardık yaptığımız şeyleri. “Allah’ı bulmanın en kolay yolu saattir.” Ezan, ramazanda oruç hep saatle. İşimizde gücümüzde insanlarız ya, nasıl bileceksin ne zaman nereye gideceğini, ne zaman bitirceğini. Ahmet Hamdi Tanpınar olmasaydı, Hayri İrdal ve Halit Ayarcı da olmayacaktı ve o zaman biz zamana ihanetimizin farkında olmadan, kaybettiğimiz onca zamanın günahıyla yaşayıp gidecektik. Halit Ayarcı’nın keskin zekasının ürünü olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü lağvedilmeseydi eğer, şimdi zaman karmaşası yaşamayacaktık. Onun önce bir isim bulup sonra içini doldurma fikri bana şu sözü hatırlattı nedense;
“Nerde ki kavram yoktur, tam zamanında bir kelime imdada yetişir.Kelimelerle mükemmel tartışılabilir. Sistemler kurulabilir. Kelimeye pek ala iman edilebilir. Ve ondan bir tek harf çıkarılamaz.” Hatırladınız mı eski dostumuz Mefisto’yu. Saatleri Ayarlama Ensitütüsünün kendisinin, böümlerinin, müdürlüklerinin ve diğer bütün parçalarının Mefisto’nun bu sözünden etkilenilmiş gibi ortaya çıkması size de ilginç gelmedi mi? Doğrusu odur ki S.A.E. nin çalışanları Ayarcı ve İrdal’ın akrabalarından, eşinden, dostundan ve dahi diğer tavsiyelerden saçilmeliydi, öyle de oldu. Fakirlikten bir anda sıyrılıp erfaha eren insanlar, ölümden dönen, mezardan çıkanlar, bir anda gerçek aşkı bulanlar o zamana kadar manasız gördükleri Enstitüye aşkla bağlandılar. Ey Mübarek sen olmasaydın, Ahmet Zamani Efendi de olmayacaktı, Enstitünün yeni binası senin kendine güvenli sesin, mağrur duruşunla var oldu. Sen öyle bir saattin ki her evde bir tane olmalı, gençler bayram sabahları elini öpmeli ,sana adaklar adamalıdır. Hayri İrdal senin alelade bir aat olduğunu düşünmüş olabilir bir zamanlar ama inandıktan sonra o da emin olmasa da kabul etmiş görünmedi mi senin kerametlerini?
Avrupa’dan Amerika’dan gelen heyetler bu ne yaptığı tam belli olmayan Enstitüye hayran kaldıkları anda artık dünüşü olmayan bir yola giren Enstitü, herkesi şaşırtma, imkansıza yönelme yoluna girdiğinde elleri alkışlamaktam kızaranlar arasında sen değilsen bile dedelerinden bir yok muyu ey okur!
Tatlı bir kızın yolda seni durdurup saatini ayarlmasını istemez misin içinde bulunduğumuz şu sanal yüzyılda bile.
Ahmet Hamdi Tanpınar üstün bir zeka ürünün oalrak Saatleri Ayarlama Enstitüsü koymamış olsaydı bu başyapıtın adını böyle bir fikir deler miydi zihnimizi?
Bu yazıyı bitirmeye hazırlandığım şu anda cep telefonumun saati 09:51, bilgisayarımın saati 09:53, TRT’nin  saati 09:39 ve kol saatim inadına 09:54… Ne kadar sürede yazdım bu yazıyı bilemiyorum, bu sabah kaçta uyandım, ne kadar zaman yitirdim daha sabahın bu vakitlerinde? Çıldırmak işten değil.Hayri İrdal ve Halit Ayarcı yoksa da artık, Saatleri Ayarlama Enstitüsü lağvedilmiş olsa da, Mübarek’in kerametleri sorgulanmakta olsa da, ben fahri bir S.A.E. çalışanı olarak nakdi ceza uygulamak için sizi kontrole geliyor olacağım…

En afilli cümlelerin savrulduğu ve dahi esrar dumanının tiner kokusuna karıştığı, sustalının tabancadan daha delikanlıca kullanıldığı, sahte kabadayıların bel kemiklerinden zar yapıldığı, sürgün yerinden bile sürülenlerin yaşadığı bir yerdir Kolera. Racona uyanların ve uymayanların mekanıdır. Şehrin kirli suyunun biriktiği yerdir. Şairin ellerinin kaynakla eritildiği yerdir. Façasız adamın raconunun dinlenmediği, kulağı kesiklerin kulak kestiği yerdir. Emeğin en dibidir, zincirlerini bile satmış emekçilerin vatanıdır. Sizin bakmaya bile gönül indirmediğiniz insanların evidir. Kaçmak istedikçe içinde debelenilen bir bataklıktır Kolera.

Kolera’da hayat gerçektir. Kolera’da aşk gerçektir. Kolera’da cinayet gerçektir. Kolera da intikam gerçektir. Kolera’da insanlar gerçekten sevişir. Kolera’da ateş yakar, su ıslatır, tinerin kokusu genizleri yakar. Kolera’da balonla tıraş talimi yapılır, ustura başka amaçlara da meyyal olur Kolera’da. Kolera bir salgındır, sakinlerinin en ücra, en kuytu yerlerine kadar sızar. Kolera’da yaşanmaz, Kolera sizin hayatınızı yaşar. Kalleşliğin en ağırı Koleranın içinde, delikanlılığın en yakışıklısı da.

Aşık olursa mahallenin en delikanlı çaylağı bir kevaşeye, en delikanlıdan daha delikanlı olur. Yangına da girer gözünü kırpmadan, Chevrolet’in façasını da alır, tereyağından kıl çeker gibi. Hatta Salih bile olur adı. Bir kevaşe mahallenin en delikanlı çaylağına aşık olursa, ustura izini taşır yanağında gül gibi, güler gibi. Tiner tenekesinde söndürür sigarasını, yakar alemi ve puştları bir saniye tereddüt etmeden. Mütereddit olmak zira, ölmekle de namını yitirmekle de birdir.

Robin Hood halt etmiştir Kolera’daki hakbilirliğin yanında. Zenginden alındı mı bir meblağ yüklüce, bir fakirin cenazesi yapılır yahut hastane masrafı ödenir. Ölen ölür kalan sağlar unutmaz. Ölen ölür ve Küçük İskender :  

ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
ne bir ask zerafeti
ne bir hayal tabiri.. küçücük ömrüm
hep rüzgar gülleri kokacak !  der yırtmacı yandan çarklı elbisesi içinde.

İlkokul yıllarımdan gidişini hatırlarım Ceren’in.Ceren hem benim hem de adaşım olan samimi dostumun sevgilisi idi , biz Jules ve Jim’in çocukluklarıydık.Asker olan babasının başka bir yere gönderilmesi sonucu Ceren de başka çocukları kendine aşık etmek üzeri babası ile birlikte yeni görev yerine gitti.İlkokuldan sonra kimsenin arkasından baka kalmadım giderken ve kalmak olgusu içimi hiç acıtmadı ancak Hirokazu Koreeda imzalı Maboroshi no hikari’yi izledikten sonra geride kalmanın ne denli acı bir tat olduğunu tekrar anımsadım.

Kalan için zordur herşey , gidenin neden gittiğini bilememek bir ölümden ziyade gaipliği yaşamaktır asıl acı olan da budur.Maboroshi no hikari filmini izlerken Ikuo’nun gidişi Hicret’i anımsattı bana.Orhan Veli’nin şu dizileri Ikuo’nun anlamını bilemediğimiz gidişine yazılmış bir ağıttır sanki;

Damlara bakan penceresinden liman görünürdü
ve kilise çanları durmadan çalardı, bütün gün.
Tren sesi duyulurdu yatağından arada bir ve geceleri.
Bir de kız sevmeye başlamıştı karşı apartmanda. 
Böyle olduğu halde bu şehri bırakıp başka şehre gitti.
Şimdi kavak ağaçları görünüyor, penceresinden,kanal boyunca.
Gündüzleri yağmur yağıyor; ay doğuyor geceleri ve pazar kuruluyor, karsı meydanda.
Onunsa daima; yol mu, para mi, mektup mu; Bir düşündüğü var. 

Geride çocuğu ile birlikte kalır Yumiko, mecburen sevdiği , öptüğü ve seviştiği eğreti kocası ile. Çocukluğundan bu yana hep geride kalan olmuştur Yumiko , bu yüzden her kim biraz geç kalırsa gözleri dolar Yumiko’nun.Ağlamak için çok sebebe de ihtiyacı yoktur aslında, en üzücü olan ise cenazeler ardından gidip ağlamasıdır sarılıp ağlayamadığı için Ikuo’nun bedenine.Yüzünde oluşan çiller bile onu hatırlatırken yeni bir eş , mutlu bir yuva ya da doğan güneş ne katabilir artık Yumiko’ya.

insanolunbiraz:

 

Kaldı Four Rooms…

Soysuzlar Çetesi zorlamaya devam ediyor

insanolunbiraz:

 

Sinemada oral seks

1.Lie with me

2.Romance X

3.Q

4.Ölüm Perdesi

5.9 Songs

insanolunbiraz:

 

Sinemada Kafka etkisi

1.Milena

2. Naked lunch

3.The trial

4.Das Schloss

5.District 9

insanolunbiraz:

Ruhların Kaçışı

insanolunbiraz:

İffet

insanolunbiraz:

Animal Farm

Sinemada sıra dışı anneler

1.The Terminator

2.Autumn Sonata

3.Psycho

4.Carrie

5.Rosemary’s Baby

Sinemada ölümden güçlenerek dönenler ( Reborn Hero)

1.Elysium - Max

2.V for Vendetta - V

3.Spawn - Al Simmons

4.Robocop - Alex J. Murphy

5.Star Wars - Darth Vader